Bir gece, bir anlık dalgınlık ve içimde kalan o soru
Kayseri’de akşamları hava sert olur. Özellikle kışa yakın günlerde, Erciyes’ten gelen soğuk rüzgâr şehrin sokaklarını daha da sessiz yapar. O gece de öyleydi. İşten çıkmıştım, yorgundum, kafam doluydu. Gün boyu ertelenen işler, bitmeyen telefonlar, içimde birikmiş küçük stresler…
Araba benim için sadece bir ulaşım aracı değildi o zaman. Birkaç dakikalık yalnızlık alanımdı. Müzik açar, düşünür, bazen hiçbir şey düşünmezdim. Ama o gece her şey farklıydı.
Ve hâlâ aklıma geldikçe içimde aynı soru yankılanıyor: Karşı tarafın hasarını kim öder?
O an: her şeyin bir saniyede değiştiği yer
Işıklarda durdum. Yeşil yanmasını bekliyordum. Bir anlık dalgınlık… belki de sadece göz kırpması kadar kısa bir an.
Sonra o ses.
Metal sesi, fren sesi, bir anda yükselen korna ve ardından gelen o garip sessizlik…
Önümdeki araçla çarpışmıştım.
İlk hissettiğim şey korku değildi aslında. Şaşkınlıktı. Sanki olan şey bana ait değilmiş gibi. Direksiyona bakıyorum, ellerim titriyor ama beynim “bu gerçek olamaz” modunda.
Karşı taraftan biri indi. Orta yaşlarda bir adam. Yüzünde öfke vardı ama bağırmadı. Sadece arabasına baktı. Ben de indim. Ne diyeceğimi bilmiyordum.
İçimden tek cümle geçiyordu:
“Şimdi ne olacak? Karşı tarafın hasarını kim öder?”
Konuşmalar, sessizlikler ve garip bir utanç
Adamla göz göze geldiğimde hissettiğim şey suçluluktu. Ama o anki suçluluk bile net değildi. Sanki hem hatalıydım hem de değildim gibi.
“Dikkatiniz dağıldı galiba,” dedi.
Haklıydı. Başımı salladım.
Telefonlar çıktı, fotoğraflar çekildi, trafik polisi çağrıldı. Her şey mekanik bir düzende ilerliyordu ama benim içimde tam tersi bir kaos vardı.
O sırada aklımdan geçen tek şey şuydu:
“Bu hasarı ben mi ödeyeceğim, sigorta mı, yoksa karşı taraf mı?”
Çünkü kimsenin net bir şey söylediği yoktu. Herkes bir şeyler söylüyor ama hiçbir şey içimi rahatlatmıyordu.
Sigorta kelimesinin gerçek anlamıyla tanıştığım an
Polis tutanağı tutulurken ilk kez “kusur oranı” diye bir şey duydum. %100 bana yazıldı.
O an içimde bir şey çöktü gibi hissettim. Sanki sadece bir kaza değil, bir yükün tamamı omzuma binmişti.
Sonra sigorta devreye girdi denildi.
Ama o “devreye girdi” kelimesi dışarıdan bakınca çok basit, içeriden bakınca çok karmaşık.
Çünkü asıl soru hâlâ oradaydı:
Karşı tarafın hasarını kim öder?
Gerçek cevap: kağıt üzerindeki düzen
Sonradan öğrendim. Aslında sistem oldukça netmiş.
Eğer kasko ya da trafik sigortan varsa, karşı tarafın zararını sen doğrudan cebinden ödemiyorsun. Trafik sigortası devreye giriyor. Karşı aracın hasarı belirli limitler dahilinde karşılanıyor.
Ama o gece bunu bilmek bana hiç yardımcı olmadı. Çünkü insan böyle anlarda bilgiyle değil, duyguyla hareket ediyor.
Benim içimdeki duygu ise şuydu:
“Ben birinin arabasına zarar verdim ve bunun ağırlığı bende.”
Karşı tarafla aynı masada beklemek
Trafik polisi gelene kadar bekledik. Adam arabasına bakıyordu, ben yere.
Bazen göz göze geliyorduk. O anlarda dünyanın en uzun saniyeleri geçiyordu gibi hissettim.
Konuşmadık çok. Zaten söylenecek şey de yoktu.
Ama içimde sürekli aynı cümle dönüyordu:
“Karşı tarafın hasarını kim öder, ben mi, sistem mi, yoksa şans mı?”
O an bu sorunun cevabının sadece teknik bir cevap olmadığını fark ettim. Çünkü işin içinde insan var, duygu var, kırılmış bir gün var.
Gecenin uzaması ve iç hesaplaşma
Sitemizden Önerilen: Karşı tarafın konumunu nasıl görebilirim ?
Olaydan sonra eve döndüğümde saat çok geçti. Kayseri’nin o soğuk gecesi sanki içime de işlemişti.
Araba kapının önünde duruyordu ama artık aynı araba değildi benim gözümde. Sanki her baktığımda o anı yeniden yaşıyordum.
Kafamda sürekli aynı sahne dönüyordu.
Bir anlık dalgınlık… bir ses… bir insanın arabası… ve ben.
Yatağa yattım ama uyuyamadım.
Kendime kızdığım anlar
En çok kendime kızdım. “Nasıl dikkat etmezsin?” diye defalarca sordum.
Ama bir yandan da insan olduğumu hatırladım. Herkesin hata yapabileceğini…
Yine de içimdeki yük azalmıyordu.
Çünkü mesele sadece hata değildi.
Mesele, o hatanın bir başkasına dokunmuş olmasıydı.
Sigortayı beklemek ve belirsizlik
Ertesi gün sigorta süreci başladı. Eksper, evraklar, telefonlar…
Her şey teknikti ama benim içimdeki süreç çok daha duygusaldı.
Çünkü hâlâ tam olarak şunu anlamaya çalışıyordum:
Karşı tarafın hasarını kim öder? Ve bu ödeme sadece para mıdır?
Zaman geçtikçe değişen bakış açım
Günler geçtikçe olayın duygusu biraz hafifledi ama izi kaldı.
Sigorta karşı tarafın hasarını karşıladı. Ben cebimden büyük bir ödeme yapmadım. Ama o olay bana başka bir şey öğretti.
Bazı şeyler para ile çözülse bile içindeki ağırlık kalıyor.
Karşı tarafı düşünmek
Bazen o adamı düşünüyorum. Arabası tamir olurken ne hissetti? Sinirlendi mi, yoksa “olur böyle şeyler” deyip geçti mi?
Bunu hiç bilemeyeceğim.
Ama bildiğim bir şey var: o an sadece arabalar çarpışmadı, iki insanın günü de değişti.
Hayatın küçük kırılmaları
Şimdi geriye dönüp baktığımda şunu daha net görüyorum:
Bir kaza sadece maddi bir olay değil. Bir anlık dikkat kaybı, bir zincirleme duygu yaratıyor.
Ve en çok akılda kalan soru hep aynı oluyor:
Karşı tarafın hasarını kim öder?
Cevap sigorta olabilir, sistem olabilir, kurallar olabilir…
Ama içimdeki cevap daha farklı:
Bazen sadece zaman. Bazen pişmanlık. Bazen de bir daha aynı hatayı yapmama sözü.
Sonunda anladığım şey
O gece Kayseri’nin soğuğu sadece dışarıda değildi. İçimde de vardı.
Ama zamanla anladım ki bu tür olaylar insanı sadece üzmüyor, aynı zamanda büyütüyor.
Artık direksiyon başına geçtiğimde daha farklı bakıyorum yola. Daha dikkatli, daha sessiz.
Ve her ışıkta durduğumda aklımdan geçen tek şey şu oluyor:
Bir saniye bile her şeyi değiştirebilir.
Ve o değişimin içinde en çok yankılanan soru yine aynı kalıyor:
Karşı tarafın hasarını kim öder?