İçeriğe geç

Kitapları neyle kaplanır ?

Kitapları neyle kaplanır? (Ve neden bu soru insanın hayatını düşündüğünden daha fazla kurcalar?)

İzmir’de sabahları iki şeyle uyanılır: biri martı çığlığı, diğeri “bugün hayatımı toparlayacağım” yalanı. İkincisi genelde kahvaltıdan önce çöker ama neyse… Konumuz bu değil.

Konumuz daha masum görünüyor: Kitapları neyle kaplanır?

Ama işin garibi şu; bu soru ilk bakışta “okul malzemesi” gibi durur, ama aslında insanın çocukluğuna, düzen takıntısına, hatta biraz da “ben bu kitabı koruyacağım ama hayatımı koruyamıyorum” duygusuna kadar uzanır.

Ben 25 yaşındayım. Dışarıdan bakınca “rahat, esprili, İzmirli” paket. İçeriden bakınca ise: bir kitabın köşesi kıvrılsa içi cız eden, ama sabah işe geç kaldığında “olsun ya kader” diyen bir karmaşa.

Ve bu yazı tam olarak o karmaşanın kitabı kaplama versiyonu.

Kitap kaplama meselesi aslında bir karakter testidir

Şimdi dürüst olalım.

İlkokulda kitap kaplama günü bir ritüeldi. Evde masa hazırlanır, gazete serilir, bantlar kaybolur, makas bir anda evrenin en çok aranan objesi olurdu.

Annem derdi ki:

— “Dikkatli kes, yamuk olmasın.”

Ben ne yapardım?

Tabii ki yamuk keserdim.

Çünkü o yaşta “düz kesmek” değil, “bir şekilde bitirmek” önemliydi.

Ama işin trajikomik kısmı şu: Kitabı kaplarken gösterdiğimiz özen, bazı insanlara gösterdiğimiz özenin 10 katıydı. O zamanlar kitaplar kutsaldı. Şimdi? Telefon ekranı çizilince hayat kararı değiştiriyoruz.

Peki kitapları neyle kaplanır? Cevap sandığından daha geniş

Tek bir cevap yok. Ama hayatın içinden birkaç seçenek var:

Şeffaf kaplıklar

Kraft kâğıtlar

Kendinden yapışkanlı kaplamalar

Eski defter kapları

Ve en tehlikelisi: “ben bunu güzel kaplarım ya” özgüveni

Şeffaf kaplık meselesi ayrı bir evren. Çünkü iki tür insan vardır:

1. Havasını düzgün yapabilenler

2. Kaplığı takarken içinde fırtına kopanlar

Ben ikinci gruptayım. Genelde kaplama işi başladıktan 5 dakika sonra iç sesim devreye girer:

“Bunu neden başlattın?”

“Kim istedi bunu senden?”

“Kitap zaten kitap, neden plastikle savaşıyorsun?”

Ama yine de devam ederim. Çünkü insan bazen sadece bitirmek ister.

İzmir’de kitap kaplamak: rüzgârla verilen mücadele

İzmir’de kitap kaplamak ayrı bir spor dalı olmalı. Özellikle balkon açıksa.

Bir yandan kitap, bir yandan uçuşan kaplama kâğıdı, bir yandan da sokaktan gelen simitçi sesi…

Tam odaklanıyorsun, bir rüzgâr geliyor:

“Şşşşşş…”

Kaplama gidiyor.

Sen gidiyorsun.

Moral gidiyor.

Sonra tekrar başlıyorsun çünkü insan inatçı bir canlı. Özellikle de “bu sefer düzgün olacak” cümlesine fazla inanan biriysen.

Komşu camdan sesleniyor:

— “Ne yapıyorsun?”

— “Kitap kaplıyorum.”

— “Niye?”

İşte o “niye?” sorusu insanın varoluşuna hafif dokunuyor.

Kitap kaplamanın psikolojisi: kontrol illüzyonu

Dürüst olayım. Kitap kaplamak aslında “hayatım düzenli” hissini taklit etmenin en ucuz yolu.

Kitap düzgün, köşeler temiz, kaplama şeffaf… Dışarıdan bakınca her şey yolunda.

Ama iç dünya?

O biraz İzmir trafiği gibi: ilerliyor ama kimse tam olarak nereye gittiğini bilmiyor.

Bir keresinde kitap kaplarken kendime şunu söylediğimi hatırlıyorum:

“Eğer bunu düzgün kapatırsam hayatım da düzene girer.”

Spoiler: girmedi.

Ama kitap güzel oldu, onu söyleyebilirim.

Yanlış kaplama teknikleri: herkesin gizli geçmişi

Herkesin bir “kimse görmeden yaptığı yanlış kaplama yöntemi” vardır.

Mesela:

Köşeyi fazla kesip sonra bantla kurtarma

Kaplamayı kısa kesip “zaten önemli değil” diyerek üstünü örtme

Hava kabarcıklarını “sanatsal dokunuş” diye satma

Benim favorim: hava kabarcıklarını kader gibi kabullenmek.

Çünkü bazı kabarcıklar gitmez. Onlar orada yaşar.

Ve kitap sana her baktığında der ki:

“Sen elinden geleni yaptın ama bu hayat böyle.”

Kitap kaplama anılarının duygusal yükü

Garip bir şekilde kitap kaplamak sadece fiziksel bir iş değil.

Bir tür hafıza mühendisliği.

Çünkü o kitabı kaplarken yaşadığın her şey kapağın içine siner:

İlkokul heyecanı

Anne uyarıları

Makas kaybı krizi

Bantla yaşanan kişisel savaş

Ve yıllar sonra o kitabı açtığında sadece ders konusunu değil, o anki seni de görürsün.

Ben geçenlerde eski bir kitabı buldum. Kaplaması sararmış, köşesi yıpranmış.

İçimden şu geçti:

“Bu kitap değil, bu ben.”

Biraz dramatik mi? Evet. Ama İzmir sıcağı insanı duygusal yapıyor.

Modern çağda kitapları neyle kaplanır? (ve neden hâlâ kaplıyoruz?)

Günümüzde kitapların çoğu zaten “dayanıklı kapak” ile geliyor.

Ama biz yine de kaplıyoruz.

Neden?

Çünkü insan alışkanlıklarını bırakmakta kötü. Ve biraz da “ya bozulursa” korkusu var.

Tıpkı telefon ekranına jelatin yapıştırmak gibi.

Telefon sana diyor ki:

“Ben zaten sağlamım.”

Ama sen diyorsun ki:

“Bilmiyorum, hayat belli olmaz.”

Kitap da aynı.

Kaplama ritüeli: sessiz bir meditasyon

Garip ama gerçek: kitap kaplamak bazen terapi gibi.

Kesiyorsun, düzeltiyorsun, hizalıyorsun…

Dış dünya susuyor.

Sadece sen ve plastik.

Bazen iç ses:

“Hayat da böyle düzgün olsa…”

Sonra makas kayıyor:

“Olmadı.”

Ve gerçeklik geri geliyor.

Ama yine de devam ediyorsun.

Çünkü insan yarım bırakmayı sevmez. En azından kitaplarda.

Kitap kaplamanın sosyal boyutu

Okul döneminde kitap kaplamak aynı zamanda bir statü meselesiydi.

Kimin kitabı daha düzgün kaplıysa o biraz daha “düzenli insan” sayılırdı.

Ama işin komiği şu: en düzgün kaplı kitaplara sahip olanlar genelde sınavda en panikleyenlerdi.

Hayatın küçük ironilerinden biri.

Bir arkadaşım vardı, kitapları o kadar düzgün kaplardı ki, öğretmen bile sorardı:

— “Bunu kim kapladı?”

O da gururla:

— “Ben.”

Ama sınav kağıdında aynı düzen yoktu.

Küçük bir iç hesaplaşma: ben neden hâlâ bunu önemsiyorum?

Bazen düşünüyorum.

Neden hâlâ kitap kaplama konusunu bu kadar önemsiyorum?

Belki kontrol hissi.

Belki çocukluk alışkanlığı.

Belki de hayatın büyük karmaşasında küçük şeyleri düzeltmenin verdiği tatmin.

Ama en dürüst cevap şu olabilir:

Çünkü insan, küçük şeyleri düzeltirken büyük şeyleri unutabiliyor.

Bir kitap düzgün kaplandığında dünya daha az kaotik geliyor.

En azından 10 dakika boyunca.

Bu içeriğimizle “Kitapları neyle kaplanır” hakkında kapsamlı bir bakış açısı sunmaya çalıştık. Ihtiyacevim okurlarına sevgilerle!

Son bant yapıştırması: kapanışın estetiği

Kitap kaplamanın finali hep aynıdır:

Son bant yapıştırılır, köşeler düzeltilir, kitap masaya konur.

Ve o an bir sessizlik olur.

Sanki kitap bile der ki:

“Oldu bu iş.”

Sen de bakarsın ve içinden şu geçer:

“Fena değil.”

Sonra hayat devam eder. Rüzgâr yine eser, makas yine kaybolur, işler yine karışır.

Ama o kitap orada durur.

Düzenli. Sessiz. Korunmuş.

Tıpkı insanın hayatında tutmaya çalıştığı küçük kontrol adacıkları gibi.

Ve belki de mesele hiç “kitapları neyle kaplanır?” sorusu değildir.

Mesele, o kaplama sırasında kendimizi biraz olsun toparlayabilmektir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
https://caglasin.com.tr https://laha.com.tr https://ipu.com.tr Sitemap
vdcasino giriş